Dünya adalet tarihi dikkatle
incelenirse; şüpheli, sanık ve hükümlü sıfatları taşıyanların karşılaştıkları
adli davranışlarla orantılı bir uygarlık ölçütü bulunabilir. Sanık, yargısal
aşamalardan sonra kimi kez beraat de edebilir, mahkum da olabilir. Ama
özellikle siyasal sahnede nice sanık veya hükümlülerin sonunda tarihte şan
kazandıklarına rastlanabilir. Nice baskı sahipleri de bazen ve zamanla sıfat
değiştirebilir.
Hukuksal açıdan sanık konumu, ancak
nesnel kanıtlar çerçevesinde sağlıklı bir yargılama sonucuna oturabilir.
Kanıtların ise sadece yasallığı yetmez aynı zamanda da hukuksallığı önemlidir.
Çünkü, örneğin birtakım totaliter devletlerde rastlanıldığı üzere salt kuşku
üzerine kanıt öğeleri kotarılamaz. Keyfi yasalar zemininde ise hukuksal
olgulara varılamaz.
Devlet kimi zaman, parlamenter çoğunluk
sultasına dayanarak yasalar çıkarabilir. Ama esas olan, yasaların hukukun
üstünlüğü kıstasını içermesidir. İnsan hak ve özgürlüklerini her alanda ve her
koşulda çağcıl düzeyde tutarak, toplumda “korku devleti” görünümü uyandırmaz.
İlkel baskıcı ve insan onuruyla bağdaşmayan hiçbir işlem veya eylem ise hukuk
devletinde yer alamaz. Alırsa, o zaman “ceberut” devlet kavramı ortaya çıkar.
Vahim olan budur.
Adli işleyişte, nesnel hukuk ölçütlerine dayalı olarak hüküm
giyene kadar, tüm kuşkular sanık lehine ele alınması gerekir. Tersi,
adaletsizliktir. Ayrıca, hüküm giymemiş bir sanığa, göz altına alındığından
itibaren mahkum sıfatıyla bakmak yine adaletsizlik ve insani sınırları zorlayan
davranıştır. Kaldı ki, hüküm giymiş insanlara yönelik tutumların da giderek
insanileştiği bir ceza infaz sistemine dünya kamuoyunca büyük özlem vardır.
Özellikle siyasal kaynaklı olan ve ilerisi bilinemeyen göz altılarda,
adli işlem ve eylemlerin çok özenli yürütülmesi gerekmektedir. Soruşturma için çağrı yöntemi uygulanmalı,
doyurucu olan veya olmayan ifadelere göre diğer uygulamalara sıra gelmelidir.
Kelepçeli şekilde götürüldükten sonra ertesi günlerde salıvermek, kamuoyunda derin boyutlu olumsuz etkilenmelere yol açmaktadır.
Adli
işlem ve eylemler, toplumsal yaşamın ve hukuksal düzenin bir parçasıdır. İhbar,
yanıltma, karalama ve saptırma öğeleri kimi zaman ortada kol gezebilir. Onun için de ; ‘Adalet kuvvetli, kuvvetler de
adil olmalıdır’. Çünkü ortada insan onuru vardır.