Ben trenlerle yolculuk yapmayı çok severim.
En başta güven verir bana.
Hatalı sollamaya kurban gitme ihtimali demiryollarında,
karayollarındakine göre binde bir oranında düşüktür.
Trafik karmaşası ve sıkışıklığı asla yoktur. Gideceği yol da
bellidir, duracağı yol da. Oysa karayollarına artık arabalar sığmamaktadır neredeyse.
Büyük şehirlerde trafik sıkışıklığı ve kazalar artık işin
içinden çıkılmaz bir hal almış ve çözüm bulunamamaktadır.
Her gün yeni yol ve toplu taşıma yöntemleri, bir çözüm
girişimi olarak önümüze konulsa da, asıl çözümün çok önceden beri belli
sebepler nedeniyle yapılmadığı ortadadır.
Yapılamadığı değil, yapılmadığı diye yazıyorum dikkat
ederseniz. Çünkü Türkiye’ye çok yıllar öncesinden bu yana demiryolu yerine
karayolu taşımacılığı tercih ettirilmiştir.
Bu tercih ettirilmenin ABD’nin Türkiye’ye yaptığı Marshall
yardımının bir şartı olduğu çok sık anlatılmaktadır.
Türkiye’de karayolu taşımacılığının oranı yüzde 95’tir.
ABD’de ise yüzde 43.
Elimde Doktor Ertuğrul Kafalı’nın bir raporu var. Atatürk
zamanında 4075
kilometre demiryolu yapılmışken, sonraki 65 yıl boyunca
yapılan demiryolunun toplamı sadece 1510 kilometre.
Bu da, gelmiş geçmiş hükümetlerin demiryolu yatırımlarına
vermiş olduğu önemin bir göstergesi.
En son AKP hükümeti tarafından göstermelik olarak ortaya
atılan ‘hızlı tren’ projesinin, çürük altyapı üzerine yapılmak istenmesi
nedeniyle meydana gelen kazalar sonucu insanların kafasında demiryolu
taşımacılığını güvensiz hale getirilmiştir.
Yeni hızlı tren çalışmaları olumlu bir gelişme olarak
görülse de, vatandaşı mağdur etmeden yapılamaması bu işe gölge düşürüyor.
Türkiye’de her yıl 10 binin üzerinde insan trafik
kazalarında yaşamını yitirirken, demiryolunda meydana gelen bir kaza bile,
gündemde çok daha fazla bırakılıyor.
Taşımacılığını yüzde 95 oranında karayolu ile yapan
ülkemizde trafik kazalarında 195 ülke arasında 12’inci sıradadır.
Trafik kazalarının 4 yıllık zararı 25 trilyondur.
Uzmanlar, ülkemizde yüzde 7’si trenle yapılan taşımacılığın
eğer elektrikli trenle yüzde 30’a çıkarılması halinde yılda 36 milyar dolar
tasarruf edileceğini belirtiyor.
Prof. Dr. İlyas Yılmazer’in, “Ankara-İstanbul arasındaki
yolda yapılan 25 kilometrelik Bolu tüneline harcanan para ile, Ankara-İstanbul
arasını 1,5 saate indirecek demiryolu yapılabilirdi. Ve bu demiryolunun tüm
enerji ihtiyacı, Mudurnu çayından karşılanabilirdi” sözü, bu konuda içinde
bulunduğumuz skandalın somut bir örneğidir.
Hadi demiryoluna önem vermiyoruz. Türkiye’nin üç tarafı
denizlerle çevrili olmasına rağmen denizyolu taşımacılığımız da tam bir
skandaldır.
Hem maliyet hem de kolaylık bakımından demiryolu ve denizyolu
taşımacılığı bu ülke için en ideal bir ulaşım yöntemi iken, yüzde 95’inin
karayolu taşımacılığı ile yapılıyor olması, resmen ürkütücüdür.
300 milyar dolar olan dünya deniz taşımacılığından,
Yunanistan 60 milyar dolar pay alırken, bizim ise 2,5 milyar dolar dahi pay
alamayışımız yöneticilerimizin ne tür bir baskı altında olduğunu gösteriyor.
ABD ve Avrupa ülkeleri sattıkları karayolu araçları ile bizi
resmen soymaktadır. Ve işin üzücü yanı bu soygunun kendi yöneticilerimizin
eliyle olmasıdır.